|
Sinema Keyfi //
Sinekritik |
 |
 |
|
 |
Ana Sayfaya Dön • Sinekritiklere Dön |
|
 |
Funny Games İdris Borak / 2008-06-16
Film başlıyor! Henüz ne alacalı yazılar var, ne bir jenerik. Fonda bir opera, metrelerce uzakta arkasına teknesi bağlanmış bir arabaya takılır kamera... |
| |
Film başlıyor! Henüz ne alacalı yazılar var, ne bir jenerik. Fonda bir opera, metrelerce uzakta arkasına teknesi bağlanmış bir arabaya takılır kamera... Bir filme bu kadar kötü başlanabilinir. Genelde filmler ferah başlar, izleyiciyi içine çeker, karakterleri tanıtır, yavaşça konuya girilir, olumsuzluklar başgösterir, mücadele başlar, sorunlar çözülür ve son... Oysa gerçekte böyle midir? Av olduğundan haberi olmayan hayvanların çekime alındığı belgeseller vardır ya hani, bu da bir belgesel, aynı zamanda kurgusal, taraflı olduğu ise su götürmez. Christoffer Boe’nin Reconstruction’undan alıntılarsak “Bu sadece kurgu, ama acı veriyor.”, zaten Paul de vakti gelince doğrular "Kurgu gerçektir.”
Orta-üst sınıfa dâhil olan ailemiz, tatillerini geçirmek için göl kıyısındaki yazlıklarına giderler. Anna (Susanne Lothar) ve Georg (Ulrich Mühe) çocukları Schorschi ile sorunsuz bir yaşam sürmektedir. Kendilerine biraz tuhaf davranan komşularıyla konuşup tatil için geldikleri yazlık eve yerleşmeye başlarlar. Baba ve oğul tekneyle ilgilenirken, yumurta istemek için eve gelen ve komşu olduğunu iddia eden Peter (Frank Giering) kendisine verilen yumurtaları iki kez düşürüp kırar. Anna’yı durum biraz sinirlendirir, fakat sineye çeker. Ardından gelen Paul (Arno Frisch) ise daha rahatsız edicidir. Evdeki golf sopasını kullanmayı rica eden Paul ile birlikte Anna da evdeki gençlerin varlığından rahatsız olmaya başlar. Kocasına şikâyet ederek gitmelerini ister. Eve Georg’un da gelmesinden sonra gittikçe alevlenen tartışma Peter ve Paul’un aile üyelerine oynayacakları sadist oyunların başlangıcı olur.
Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin hedef tahtasına her daim burjuvazi, iletişimsizlik, medya eleştirisi ve önyargıları yerleştirmeyi görev bilmiş sinemayla felsefeyi harmanlayan bir yönetmenin bu filmini bu kadar popüler yapan nedir? Herkesin karşısına oturup, iyi vakit geçirip, başkalarına tavsiye edebileceği türden bir film değil çünkü. Bu noktada Haneke’nin hata olarak da okunması mümkün seçimi giriyor devreye. Filmin konusunu kısaca okuduğunuzda, iki sadist gencin bir grup insanı çeşitli oyunlarla işkencelere tutması korku sinemasının en klişe örneklerinden birisidir. Texas Chainsaw Massacre veya Scream serisi tadında bir gece yarısı filmi midir peki Funny Games? Aksine şiddet filmlerinin ağır bir şekilde eleştirilmesi filmin sac ayaklarından birini oluşturur. Gelelim kimilerinin hata olarak yorumladığı noktaya; “Şiddet filmlerinin eleştirisini yapmak için bir şiddet filmi yapmak ne derece adildir?”Funny Games’te Hollywood’un formülünden çıkma şiddet filmlerin kullandıkları teknikler tersyüz edilir, şiddet taklit edilmez seyirciye yaşatılır. Wim Wenders’ın The End of Violence filmi, fikir olarak ayakları yere sağlam basan bir yapım olsa da şiddeti hiç göstermeden, seyirci ile empati kurma kısmında sıkıntı çekmiştir. Peki diğer “şiddet” eleştirisi yapan filmler? Pek çok açıdan Funny Games’den üstün bir film olan Clockwork Orange ve Natural Born Killers eleştirdikleri sistemin çarklarını öylesine kullanmışlardır ki anlatmaya çalıştıkları fikirleri seyircide uyandırmaları mümkün olmamıştır. Söylenecek sözlerini daha estetik yollarla ifade eden bu filmler seyirciyi yıkarak ve sıkarak düşündürmek yerine, gözalıcı atmosferler, ikon karakterler yaratarak seyirciyi kendilerine bağlayan sürükleyici bir anlatı yapısını tercih etmişlerdir. Çünkü öyle bir atmosferde kurulur ki planlar izleyicide “haz” duygusu uyandırır tecavüz ve cinayetler. Belki bu paradoksal anlatımlarıdır onları farklı kılan da...
Benny’s Video’nun insani değerlerden elini eteğini çekmiş, iletişim anlamında tamamen yalıtılmış, perdelerini açmayıp bir kamera aracılığıyla sokağı seyreden, varlıklı bir ailenin çocuğu olan 14 yaşındaki Benny’i düşünün. Domuzları öldürdüğü küçük silahla yeni tanıştığı kız arkadaşının canına kıyan Benny’i... O zaman Benny için bu bir deneydi. Sürekli gördüğü şiddet manzaraları karşısında harekete geçmeye, insanoğlunun güçlü dürtülerinden birisi olan “bir kere deneme”ye karar vermişti. O gün Benny’i canlandıran Arno Frisch 5 yıl sonra soğukkanlılığından hiçbir ödün vermeden bir seri katil olarak iş başında. Öldürmeyi seviyor, Georg “Neden?” diye sorduğunda ise “Neden olmasın?” cevabını verecek kadar bireysel, izole bir yaşam sürüyor. Anna’ya gelince, Susanna Lothar sinema oyunculuğu namına önemli bir tebriği hakediyor. Film boyu ilerleyen fiziksel ve zihinsel anlamda aşağılayıcı “şiddet” Anna’nın adım adım yüz ifadesinden veriliyor. Sonlara yaklaştıkça kameranın Anna’nın yüzüne yaptığı yakın çekim planlar tüm insani ve ailevi değerlerini yitirmiş bir kadının portresini sunuyor. Ulrich Muhe ve Frank Giering de ekonomik ve inandırıcı oyunlarıyla filme katkı sağlıyor. Böylesine söyleyecek şeyleri olan, iddialı filmlerde derinlemesine karakter analizleri yapmak mümkündür. Haneke filminde buna izin vermiyor. Verse de üzerine bizim bir şey koyamayacağımız, katı kurallar dâhilinde yapıyor işini. İzlediğimiz beş insanın ne geçmişi, ne de hayatta kalanların geleceğine dair bir bilgimiz yok. Örneğin; iki sadist gencin bu işkenceleri neden yaptıkları filmin en büyük gizemi. Georg kendilerine uygulanan saldırının sebebini sorduğunda, Paul; arkadaşının babasının kendisini terk ettiğinden, esrarkeş kardeşlerinden bahseder sonra vazgeçer, aşırı zenginlikten düştüğü boşluktan olduğunu anlatır. Sürekli hikâyeyi karıştırarak, Georg’a ve izleyiciye tatmin ve rasyonelleşme fırsatı tanımaz. Bilinen tek şey, yaptıkları işkencelerin bu aileye özgü olmadığıdır. Georg ve Anna evlerine giderken, yolda komşularının evinin önünden geçerler. O sırada komşuları tuhaf davranışlar sergiler, bahçede yine anne baba ve iki tane genç bulunmaktadır. Neden orada olduklarını, ne yaptıklarını o an anlayamazlar, iki genci akraba falan diye düşünürler. Sorma ihtiyacı da hissetmezler, filmin alt metinlerinden birisi ise işte bu iletişimsizliktir. Umursamadan geçtikleri komşularının akıbeti ile kendi gelecekleri benzer olacaktır. Hatta gençlerin, onların akrabasıymış gibi yapıp yumurta isteyecekleri üçüncü ailenin de... Karamsar bir akış...
Funny Games merkezine koyduğu temaları izleyiciye soğuk bir dille, film estetiğinden nasibini almamış bir şekilde alttan alttan veriyor. Pek denenmemiş yapılarda, kendine özgü temellerin üzerine oturtuyor yapıtını. “Nedensiz şiddet”in nedenlerini aramıyor, kavramı olduğu gibi kabullenip etrafında dolaşıyor. Sorular soruyor, yanıt vermiyor. İyimser insanların hayatın tozpembeliğinde gözünden kaçanları, son derece karamsar bir zihinden çıkan düşünce tohumlarıyla ekip biçiyor. Film bittiğinde ne tohum kalıyor ne de tarla...
|
Yukarı |
|
|
 |
 |
|
|
|
| |
Yorumlar |
Bu habere toplam (0) yorum eklenmiştir. |
|
|
|
 |
|
|
|
|
| |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
EN ÇOK İZLENENLER |
|
Şrek Sonsuza Dek Mutlu Yönetmen: Mike Mitchell ... |
 |
|
Sex and the City 2 Yönetmen: Michael Patrick King Sarah Jessica Parker, Kim Cattrall... |
 |
|
Deccal Yönetmen: Lars Von Trier Willem Dafoe, Charlotte Gainsbourg... |
 |
|
Eyvah Eyvah Yönetmen: Hakan Algül Ata Demirer, Demet Akbağ... |
 |
|
Rina Yönetmen: Şenol Sönmez Çağlar Çorumlu, Eray Türk... |
 |
|
|
|
|
 |